La Regina, La Gencer, La Diva Turca, Leyla Gencer... Ünlü sopranomuz Leyla Gencer'i 12. ölüm yıl dönümünde saygıyla anıyoruz.

 

Leyla Gencer, 10 Ekim 1928'de Polonezköy'de dünyaya geldi. Annesi, aristokrat bir ailenin kızı olan Alexandra Angela Minakovska, Polonyalı bir Katolikti. Babası ise çeşitli işletmelere ve arsalara sahip, varlıklı bir adam olan, Safranbolulu Hasanzade İbrahim Çeyrekgil'dir.

 "Gencer, babasından hoşgörü, insan sarraflığı, volkan gibi kişiliğini ve fiziki özelliklerini almıştır. Annesinden ise asil duruşunu, olaylar karşısındaki tepkilerini, davranışsal özelliklerini ve tabii ki müzik tutkusunu almıştır." (Madak, 69.)

Gencer'in çocukluk yıllarında onu besleyen üçüncü kişi ise dadısı Madame Lejeune'dur. Leyla, dadısından Dünya ve Fransız Edebiyatı'nın klasiklerini öğrendi. Tiyatro ve müziğe olan tutkusunu ve merakını da dadısından aldı. Ailenin sahip olduğu imkanlar sayesinde Leyla Gencer, çocukluğunu Çubuklu'da,
Polonezköy'de, uçsuz bucaksız bahçelerde ve ailenin çiftliğinde, doğa ve hayvanlarla iç içe geçirdi.

Gencer, ailesinin onun bir sanatçı olacağını tahmin etmediğini belirtiyor ve ailesinde ondan başka bir sanatçı olmadığını ekliyor. "Ben dokuz yaşımdan beri bir sesim olduğunu biliyordum. Her zaman (şarkı) söylerdim." diyen Leyla Gencer, kendisi bir Katolik olan ve pazar ayinlerini hiç kaçırmayan Madame Lejeune ile birlikte bu ayinlere gittiğini ve bundan büyük bir keyif aldığını söylüyor. Bu dini ayinlere çocukluğunda tiyatro izlermiş gibi katılan Leyla Gencer'in tiyatroya olan ilgisinde kilisenin yeri büyüktür.

Edebiyatla Tanışması

"Leyla Gencer’in bu üç güzel insan arasında geçen mutlu ve güzel yılları, babasının vefatı ile sona ermiştir. Gencer’in babası Hasanzade İbrahim Çeyrekgil’in vefatı ile birlikte, ailenin ekonomik anlamda zorlu günleri başlamıştır."(Madak, 69.)

Gencer, babasının ölümünden sonra hissettiği boşluğu kitaplarla, müzikle, aslında sanatla doldurdu. Fransız Edebiyatı'na ilgi duyan Gencer'in favori yazarlarından biri, o dönemler, Balzac'tı. Kitaplarla dost olan Leyla Gencer'in hobilerinden biri de kütüphaneye gitmek, kitapları incelemek ve okumak olmuştu. Yeşilköy İtalyan Okulunda İtalyan Edebiyatı'nı da derinlikli bir şekilde okuyan Leyla Gencer, en iyi arkadaşları olan kitapların yazarları gibi olmak istedi.

O zamanlar büyük bir yazar olmayı düşünen Gencer için dünyanın farklı planları vardı tabii. Sadece okumakla kalmayan Gencer, okuduğu bazı oyunların tüm rollerini ezberlemiş, aynı zamanda evde çalan plaklardaki aryaları da söyler olmuştu. İKSV'nin hazırlamış olduğu "Leyla Gencer: La Diva Turca" adlı belgeselde Gencer'in kariyer planlarıyla ilgili şöyle söylenir: "Kararını verdi: Büyük bir yazar olacaktı; Goethe, Balzac, Dante gibi. Hayır, büyük bir tiyatro sanatçısı olacaktı; Sarah Bernhardt gibi. Hayır, büyük bir müzisyen olacaktı..."

Leyla Gencer "onun gibi" diyebileceği bir sanatçı olmayacaktı. Çünkü o, dünyanın o zamana dek görmediği ender sanatçılardan biri olacaktı.

Eğitim Hayatı

Leyla Gencer, liseyi bitirdikten sonra Beyazıt Kütüphanesi'nde işe başladı. Şu an İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı olarak bilinen, o zamanın İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda eğitim almaya başladı. Aynı yıl, daha sonraları evleneceği adamla karşılaştı. Annesi ve arkadaşlarıyla Kadıköy vapurunda gelecekteki eşi İbrahim Gencer'i gören Leyla Gencer, ilk gördüğü an İbrahim Bey'den etkilendi. Onlar evlendikten sonra İbrahim Gencer'in kız kardeşleri Leyla Gencer'in en yakın arkadaşları oldu. Onlar, Gencer'i "kraliçe gibi" diyerek anıyorlardı.

"Leyla Gencer, İstanbul Konservatuvarına başladığı ilk zamanlarda, ailenin ileri gelenleri tarafından eleştirilmiş; ama eşi onun her zaman yanında olmuştur. Leyla Gencer’in eşi İbrahim Gencer, evlendikleri günden ölümüne değin, onda özel bir şeylerin olduğunu hissetmiş onun müzik dünyasının içerisinde olması gerektiğine inanmış ve her zaman yanında olmuştur."(Madak, 70.) Konservatuvara girdiği yıl kendine bir hedef belirlemişti: Scala Operası'nda söylemek. Hocaları Reine Gelenbevi'den ses ve solunum teknikleri, koro şefi Muhittin Sadak'tan solfej ve Cumhuriyet tarihinin ilk kuşak bestecilerinden biri olan Cemal Reşit Rey'den armoni dersleri aldı.

Konservatuvarın son sınıfındayken, ünlü soprano Giannina Arangi-Lombardi'nin İstanbul'u ziyaret ettiğini öğrenen Leyla Gencer ve sınıf arkadaşı Jirair Arslan, Lombardi'nin kaldığı evin adresini buldu. Lombardi, sahne kariyerini erken noktalamış ve hocalık yapmaya başlamıştı. Gidip Lombardi'nin kaldığı köşkün kapısına dayanan iki arkadaşa karşı Lombardi, başta biraz mesafeliydi. İstanbul'a aslında dinlenmeye gelmişti. Ama yine de gençleri dinlemek istedi. Ne söyleyeceklerini sordu ve "Aida" cevabını alınca bir an şaşırdı. Dinledi ve
oldukça ilgilendi. Misafir olduğu o köşkte canı sıkılan Lombardi genç Leyla ile bir anlaşma yaptı. Leyla Gencer, Lombardi'yi 15 gün evinde misafir edecekti, bunun karşılığında Lombardi de Gencer'e şan dersleri verecekti.

Bu derslerin sonunda Lombardi aslında Gencer'e hayalinden haber vermişti. Ona, bir gün La Scala'nın büyük kapısından gireceğini müjdeleyen Lombardi, Gencer'i biraz daha çalışmak için Ankara'ya davet etti. Gencer bu teklifi kabul etti ve konservatuvarı bırakarak Ankara'ya gitti.

"Leyla Gencer’in Ankara’ya gittiği 1949 yılında, devlet tiyatrosunun başında Muhsin
Ertuğrul görevdedir ve opera da devlet tiyatrosuna bağlı olarak çalışmalarını yürütmektedir. O dönemde operanın solist kadrosunda yer olmamasından dolayı Gencer, operanın koro sınavına başvurmak durumunda kalmış, neticesinde de sınavı kazanmış ve koronun kadrosuna alınmıştır." (Madak, 71.)

Sanat Yaşamı

Azimli bir şekilde çalışan Leyla Gencer, provaları yeterli görmüyordu. Durmadan
çalışıyordu. Onun için hayatta en önemli şey sanattı. Koro kadrosundaydı ancak başrollere yükselmesi uzun sürmedi.

"Leyla Gencer Ankara’da ilk olarak 1950 yılında Cavalleria Rusticana operasının
Santuzza’rolüyle sahneye çıkmıştır. Bu rolüyle büyük bir başarı göstermiş olmalı ki devam eden süreçte Leyla Gencer, birçok resmi devlet resepsiyonunda sahne almıştır. Örneğin, 1953 yılında A.B.D. başkanı Ike Eisenhower için, Çankaya Köşkünde verilen konserde Henry Purcell'a ait Didone aryasını söylemiştir. Arkasından yine aynı zaman dilimi içerisinde Fransız Parlamento başkanı ve dışişleri bakanı için Faust operasının Mücevherler aryasını seslendirmiştir." (Madak, 72.)

1953 yılında Türkiye ile İtalya arasında imzalanan kültür anlaşması, Gencer'e Avrupa'nın kapılarını açtı. "Türkiye Cumhuriyeti Leyla Gencer’i Roma’da bir resital vermesi için görevlendirmiştir." (72)

Roma'daki performans RAI Stüdyoları'ndan canlı yayınla verildi. Yoğun ilgi gören
Gencer'e, RAI Stüdyoları'nın Genel Müdür'ü Mario Labroca tarafından, San Carlo Operasında sesini dinletmesi tavsiye edildi. San Carlo Operasına vardığında karşılaştığı görkemli salon onu büyülemişti. "Burada asla bana opera söyletmezler." diye düşünen Leyla Gencer, o seçmede sadece kendisi ve keyifle icra ettiği müzik için şarkı söylemeye karar verdi. Kazanmak için değil, sanat için söyledi. Aryasını bitirdiğinde opera yöneticisi Pasquale Di Constanzo'nun onun için bir teklifi vardı: "Gelecek hafta Cavalleria Rusticana oynamak ister misiniz?" Bu teklife evet yanıtını veren Gencer, beş gün sonra sahneye çıkacağını öğrenince bir anlığına korktu. "Ben onu Türkçe biliyorum, İtalyanca bilmiyorum. Aryasını İtalyanca biliyorum sadece." diyen Gencer, operadan çıkar çıkmaz çalışmaya başladı. Dört gün çalıştıktan sonra hazır olan Gencer, 10.000 kişilik arenada kendini dinletti ve seyirciyi büyüledi.

Bu temsilden sonra başrol teklifleri ardı ardına geldi. "Gencer, opera camiasının en önemli şeflerinden olan Maistro Tulio Serafin ile birlikte, bir yıl sonra La Traviata eserini hazırlayarak ilk olarak İtalya, daha sonra ise tüm dünyada temsiller vermiştir." (72)

"Leyla Gencer, artık kariyerinde büyük adımlarla ilerlemeye başlamıştır. 1956 yılında, San Francisco Operası'nda Renata Tebaldi’nin yerine Francesca da Rimini adlı opera eserinde başrol olan Francesca’yı oynamıştır. Burada konuk sanatçı olarak sahne alan Gencer, bu rolüyle büyük bir başarı elde etmiştir. Neticesinde de San Francisco Operası kendisiyle kontrat imzalayarak, kendi operalarının bünyesine almıştır. Gencer, San Francisco Operası'nın bünyesinde 1957 temsil yılında La Traviata opera eserinde Violetta karakterini oynamış, Lucia di Lammermoor adlı opera eserinde ise Maria Callas'ın yerine Lucia rolünü
üstlenmiştir." (73,74)

Donizetti Rönesansı

"Leyla Gencer, 1957 yılında oynadığı Lucia di Lammermoor operası ile bugün tüm opera kitaplarında yazan Donizetti Rönesans’ı eşittir, Leyla Gencer maddesini başlatmıştır. Çünkü Donizetti, eserlerinde dışavurumculuğu ile öne çıkmış bir besteciydi. Donizetti, eserlerinde kişilerin içsel ve psikolojik durumlarının yansıtılması, son derece önemliydi, Leyla Gencer’de ise bu özellikler fazlasıyla mevcuttu, Bu sebeple Gencer, bu tarz operaları son derece başarılı
bir şekilde seslendirmiş ve oynayabilmiştir."(74)

Leyla Gencer, Donizetti Rönesansı'nı başlattığı gibi Rossini Rönesansı'nı da başlatmıştır. "Rossini, ilk ciddi operasını 1815 yılında bestelemiş ve bu eseri dönemin en önemli opera sanatçılarından Isabella Colbran canlandırmıştır. Gencer, o dönemden 1971 yılına değin eserdeki teknik güçlüklerden dolayı kimsenin oynamaya cesaret gösteremediği, unutulmaya yüz tutmuş Elisabetta Regina d’İnghiltera adlı opera eserini en iyi şekilde canlandırmış ve bu eseri tekrar opera dünyasına kazandırmıştır." (79)

La Scala Yılları

La Scala'dan sonunda haber geldi. Başarılı Türk sopranoyu dinlemek istediler. Hayali gerçekleşmişti: La Scala'da söylüyordu. İlk zamanlarında kimsenin bilmediği çağdaş bir eserle sahneye çıktı: Poulenc'in Dialogues des Carmelites'i.

Gencer, hayalini kurduğu kurumda 25 yıl başrollerde sahne aldı. Milano'ya yerleşen Gencer'e İtalyan vatandaşlığı teklif edilse de konser afişlerinde bile Ankara Devlet Operası sanatçısı olduğunun belirtilmesini isteyen Gencer, bu teklifleri reddetti. Leyla Gencer o sıralarda Ankara'da pek de iyilikle anılmıyordu. Filiz Ali "Müzisyen
Portreleri" adlı kitabında bu durumdan şöyle bahseder: "Biz Türkler ne alemiz. Aramızdan biri zinhar iyi bir iş yapmaya görsün, cadı kazanı derhal fokurdamaya başlar. Nitekim, Leyla Gencer'in yurtdışında angajmanlar aldığı, İtalya'da Milano Scala'da, Napoli San Carlo'da, Güney Amerika'da Buenos Aires'teki ünlü Teatro Colon'da, San Francisco Operası'nda başarı kazandığı haberleri geldiği yıllarda bile bazılarımız dudak bükmeye devam etmekteydi." (Ali, 119.)

Ankara'dan gelen bir telgraf Gencer'e, belirtilen tarihe kadar ülkeye dönülmezse kontratının feshedileceğini söylüyordu. Buna oldukça alınan Gencer, Ankara Devlet
Tiyatrosu'ndan istifasını belirten bir cevap gönderir.

Gencer'in repertuarı 23 bestecinin 72 eserini kapsıyordu. Bunların çoğunluğunu tozlu raflardan çıkarıp hayata döndürdü ve operaya kazandırdı.

Eğitimcilik Kariyeri ve Sonrası

"Leyla Gencer, 33 yıllık aktif opera kariyerini 1983 yılı itibariyle noktalamıştır." 1983 yılından sonra opera kurumlarındaki solist çalışmalarını sonlandıran Gencer, bu tarihten itibaren eğitimci kimliğiyle, resital ve konserleriyle opera sanatına katkıda bulunmuştur. "Kendi deyimiyle misyonuna devam eden Gencer, tüm dünyada uzmanlık alanıyla ilgili çalışmalarını bütün gayretiyle sürdürmüş ve bu alanda da sahne yaşamında olduğu gibi en iyisini yapmaya çalışmıştır."(Madak, 76.)

1981 yılında öğrenci yetiştirmeye başlayan Gencer, yıllarca görev yaptığı “La Scala’nın Lirik Akademisi olan, “As.Li.Co” adlı kurumun hem artistik direktörü hem de eğitmeni oldu. Türkiye'de çalışmalarına 1990 yılında başlayan Gencer, genç sanatçılara uzmanlık alanındaki deneyimlerini aktardı ve İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerde seminerler verdi.

Leyla Gencer'in opera sanatına en büyük katkılarından biri de Leyla Gencer Şan Yarışması'dır. Aydın Gün önderliğinde düzenlenen yarışmanın ilki 1995 yılında
gerçekleşti. Bu yarışma, gerçekleştiği yıllarda Türkiye ve çeşitli ülkelerden önemli yeteneklerin görünmesine yardımcı oldu ve bir çok sanatçıyı dünya operasına kazandırdı.

"Leyla Gencer, Türkiye’de opera sanatı ve diğer sanat dallarının gelişimi için farklı
çalışmalar da yürütmüştür. Gencer, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’ nın onursal başkanlığını yapmış ve görev yaptığı dönemde bu kuruma son derece önem vermiştir. Leyla Gencer, kurum çatısı altında görev yaptığı süre boyunca birçok proje üretmiş ve kurumda kendisine atfedilen tüm görevleri yerine getirmiştir." (79)

Leyla Gencer, tek başına çalıştı, çabaladı ve yapacağına inandı. Hayal kurdu, karar
verdi ve başardı. Daha sonraları Leyla Gencer'i ülkesi hatırladı. Adına hatıra parası basıldı, fahri doktoralar verildi, heykelleri dikildi. Ancak kendisini 10 Mayıs 2008'de solunum yetmezliğinden kaybettiğimizde vasiyeti büyük tepki gördü. Küllerinin boğaza dökülmesini isteyen Gencer hakkında çeşitli gazeteciler "Külleri İtalya'da kalsın, suyumuz kirlenmesin." şeklinde söylemlerde bulundu. Vasiyetine büyük tepki alan Gencer'e bir kez daha saygısızlık edildi.

Gencer'in külleri 16 Mayıs Cuma günü saat 11:30'da başlayan bir törenle Dolmabahçe Sarayı açıklarından denize döküldü.

 

 

Ölümünden sonra İKSV, Yekta Kara'nın küratörlüğünü üstlendiği "Leyla Gencer:
Primadonna ve Yalnızlık" sergisini sanatçının 10. ölüm yıldönümünde açtı. Leyla Gencer'in piyanosu, arşivi, kostümleri şu anda Bakırköy Leyla Gencer
Kültür Merkezi'ndedir.

Leyla Gencer'e hiçbir plak kaydı yapılmamıştır. Varolan tüm kayıtlar korsan kayıt olduğu için "Korsanlar Kraliçesi" olarak bile anılmıştır. Leyla Gencer, ancak 1988 yılında "Devlet Sanatçısı" ünvanıyla onurlandırıldı. Bunun bu kadar geçikmesiyle ilgili Filiz Ali, 1984 yılında şöyle yazmıştır: "Leyla Gencer, bugün dünyada kendi başına adını duyurmuş 'tek' Türk sanatçısıdır ve hala Devlet Sanatçısı olamamıştır."

İKSV'nin, sanatçının anısına hazırladığı belgesele Youtube'tan ulaşılabilir.

Kaynakça:
Madak, R. U. (2019). Türk Operasında Üç Öncü Kadın: Semiha Berksoy, Saadet İkesus
Altan, Leyla Gencer. (Yüksek lisans tezi). YÖK Tez Merkezi. (579463).
Ali, Filiz. Müzisyen Portreleri. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016.
Metin Selçuk yön. Leyla Gencer: La Diva Turca. Sen. Zeynep Oral. İKSV. 2019.


BENZER YAZILAR

Anadolu Rock : Cem Karaca

Türk rock müziği sanatçısı, besteci, tiyatrocu ve sinemacı Cem Karaca’nın hayatı.

Zamrock: 70’ler Zambiya’sının Gizli Kalmış Saykodelik Rock Müziği

Unutulmaya yüz tutmuş bir müzik türünün incelemesi.


Paylaş